Alain Badiou

Spread the love

Seçim işlemi her zaman aşırı sağ için bir nimet olmuştur. Hitler bile 1933’te seçimle başa gelmişti. Komünistlerin ulusal seçimlerle başa geldiği vaki değil. 1981’de François Mitterrand seçildiğinde insanlar böyle bir hayale kapılmıştı, ama iki yıl sonra gördük ki o da eski düzenin bir devamıydı. Oysa aşırı sağ seçimlerde gerçekten iktidara geliyor. Ve bu yine olacak! Neden? Çünkü bu tip oy hakkı toplumu değiştirmek üzere tasarlanmış değil. Kuralları herkesçe kabul edilen, mutabakata dayalı bir sistem bu.
İnsanlar nasıl seçimlere bir ülkenin gidişatının belirleneceği özgür bir alan olarak bakabiliyor, anlamış değilim. Eski bakanlardan Alain Peyrefitte, Mitterand seçildiğinde çok doğru bir şey söylemişti: “Seçimler hükümeti değiştirir, toplumu değil.” Söylediği doğruydu, çünkü bu herkesin üzerinde anlaştığı bir kural. Bu da şu demek: Toplumu yönetenler, ki herkes bunların bir avuç büyük sermayedar olduğunu biliyor, kendi zararlarına olacak bir seçime izin vermezler. İşler biraz kızıştığında, risk fazla büyüdüğünde, son savunma hattı olarak aşırı sağı desteklerler. ABD’de Donald Trump seçimle iktidara gelebilir, ama bir komünist asla. Bu her yer için geçerli. Parlamenter seçim sistemi İngiliz emperyalizminin icadıydı ve 18. yüzyılda Rousseau tarafından eleştirilmişti. Seçimlerin neden demokrasi anlamına gelmediğini çok güzel açıklamıştı Rousseau.
Syriza tecrübesi bence yeterli olmalı. Yunanistan’da bu parti kapitalist buyrukların yöneticisi haline geldi. Öyle ki bugün Çipras hükümeti hâlâ militan tavrını sürdürenleri tutukluyor. Sosyal konutların açık artırmayla satılmasına karşı çıkan grupları hapse atıyor. Avrupa önderliğindeki Yunan kapitalizminde şimdi en çok kâr getiren uygulama oldu bu.
Macron’u da Fransa’daki Bonapartist geleneğin bir yan ürünü olarak görüyorum. Geleneksel parti sistemi tehlikeye girdiğinde, dengesini kaybettiğinde, tek bir figür çıkıp hemen kendi tertibatını yerleştiriyor. Koşullardan yararlanıp iktidar konumuna yerleşiyor. Macron, hem sağda hem solda krizin yaşandığı bir dönemde ortaya çıktı. Sol parçalanmış durumda. Komünistler ortada yok. Sosyalist Parti iktidardaki icraatlarıyla bütün inanılırlığını kaybetti. Sağın durumu da iyi değil zira aşırı sağ ile olan ilişkisini kontrol edemiyor. Macron, ne sağcı ne solcu olduğunu söyleyerek işe başladı. Bu durumda tam olarak nerede durduğunu sormak lazım! Ailemde, tıpkı De Gaulle veya Louis Napoleon gibi Macron’u da savunan birçok kişi var. Başka hiçbir şeyin işlemeyeceği fikrinden kaynaklanıyor bu. Büyük ölçüde negatif bir bağlılık: “O değilse kim? Çok daha kötüsü!”

Çeviri: Derya Yılmaz

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir